banner437

banner410

banner413

banner334

banner441

banner436

banner407

banner409

banner412

banner78

banner440

banner358
banner465

Depresyonun Nedenleri Nelerdir ?

Depresyonun bazı çeşitleri aileseldir; bu da, depresyona yönelik biyolojik yatkınlığın kalıtsal olabileceğini gösterir.

banner345
SAĞLIK 02.03.2020, 19:48
Depresyonun Nedenleri Nelerdir ?
banner346
banner414

Depresyonun bazı çeşitleri aileseldir; bu da, depresyona yönelik biyolojik yatkınlığın kalıtsal olabileceğini gösterir. Özellikle Bipolar Bozukluk için bu durum geçerli gibi görülmektedir. Her bir neslin aile üyelerinde bipolar bozukluk görülen aileler araştırılmıştır. Araştırmacılar, söz konusu hastalığı olanların, hastalığa yakalanmayanlardan daha farklı bir genetik yapısı olduğunu bulmuşlardır. Ancak, bunun tersi geçerli değildir. Yani, bipolar bozukluğa yatkın bir genetik yapıya sahip olan herkesin bu hastalığa yakalanması söz konusu değildir. Açıkça görülüyor ki, muhtemelen stresli bir ortam gibi, bir takım ek faktörler, hastalığın başlamasında ve koruyucu faktörler de hastalığın önlenmesinde rol oynamaktadır.

Majör depresyonun da, bipolar I ve II’de olduğu kadar güçlü bir şekilde olmasa da, bazı ailelerde nesiller boyu görüldüğü ortaya çıkmaktadır. Aslında majör Depresyon, ailesinde hiç depresyon öyküsü bulunmayan kişilerde de görülebilmektedir.

Genellikle dışsal bir olayın depresyon episodunu başlattığı söylenebilir. Ciddi bir kayıp, kronik bir hastalık, zorlu bir ilişki, maddi sorunlar veya yaşam tarzında istenmeyen herhangi bir değişiklik depresif bir dönemin başlamasını tetikleyebilir. Sıklıkla genetik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesi depresif bir bozukluğun ortaya çıkmasında rol oynar. Depresyonun gelişmesine katkıda bulunan Stres faktörleri bazen bazı grupları diğerlerinden daha fazla etkiler. Örneğin, daha sıklıkla ayrımcılıktan etkilendiğini hisseden azınlık grupları orantısız bir şekilde temsil edilirler. Sosyoekonomik olarak dezavantajlı gruplar, avantajlı gruplarla karşılaştırıldığında, daha yüksek depresyon oranlarına sahiptirler. Amerika Birleşik Devletlerine gelen göçmenler, özellikle de dil açısından izole olduklarında, depresyon gelişimine daha yatkın olabilmektedir.

Etnik kökenden bağımsız olarak erkeklerin; işsizlik, boşanma, düşük sosyoekonomik statünün depresif etkilerine karşı özellikle hassas oldukları ve stresle baş etme açısından çok az iyi yönteme sahip oldukları görülmektedir. Çocukken veya sevgilisi tarafından fiziksel, duygusal ya da cinsel istismara maruz kalan kadınlar da Depresif Bozukluk geliştirmeye yatkındır. Başka erkeklerle cinsel ilişki yaşayan erkekler, hayat arkadaşları olmadığında, kendilerini eşcinsel olarak tanımlayamadıklarında ya da birden fazla kez eşcinsel karşıtı şiddetin mağduru olmuşlarsa depresyona açık olabilmektedirler. Ancak, çoğunlukla kadın ve erkeğin depresyon açısından benzer risk faktörlerine sahip olduklarını söylemek mümkündür.

Evrendeki hiçbir şey insan beyni kadar karmaşık ve büyüleyici değildir. Beynin içerisinde dolaşan 100’den fazla kimyasal, nörokimyasallar veya nörotransmiterler (sinir ileticileri) olarak bilinir. Fakat araştırmalarımızın ve bilgimizin çoğu bu nörokimyasal sistemlerden dördü üzerine odaklanmaktadır: norepinefrin, Serotonin, dopamin ve asetilkolin. Yeni binyılda, yeni keşiflerin yapılmasının ardından, adı geçen bu dört nörokimyasal maddenin, 20. yüzyılın “kara safra, sarı safra, balgam ve kan” dörtlüsü olarak görülmesi muhtemeldir.

Farklı nöropsikiyatrik hastalıkların, beynin belirli yerlerinde bulunan bu nörokimyasalların fazla ya da eksik olmasıyla ilişkili olduğu görülmektedir. Örneğin, beyin tabanında dopaminin olmaması Parkinson hastalığına neden olmaktadır. Alzheimer demansının (Bunama) da beyindeki asetilkolin seviyesinin düşük olması ile ilişkili olduğu görülmektedir. Bağımlılık hastalıkları ise dopamin nörokimyasalının etkisi altındadır. Başka bir deyişle, kullanılan uyuşturucular ve alkol, beyinde dopamin salgılatarak etkisini göstermektedir. Dopamin, hoşa giden bir duygu olan öforiye (aşırı mutluluk hali) neden olur. Ancak uyuşturucu ya da alkolun tekrar tekrar alınması dopamin sisteminin hassasiyetini ortadan kaldırır, bu da, sistemin uyuşturucunun ve alkolun etkilerine alışması anlamına gelir. Dolayısıyla, kişi aynı seviyede keyif alabilmek için daha fazla uyuşturucu ya da alkole ihtiyaç duyar. Bu nedenle, bağımlı olan kişi giderek daha fazla madde kullanır ama daha az keyif alır ve giderek daha depresif hale gelir.

Çeşitli tıbbi durumlar için kullanılan bir takım ilaçların, diğerlerine kıyasla, yan etki olarak depresyona neden olma ihtimalleri daha yüksektir. Özellikle Yüksek tansiyon, kanser, nöbet, aşırı yoğunluktaki ağrıyı tedavi etmek ve doğum kontrolünü sağlamak için kullanılan ilaçlar depresyona yol açabilir. Uyku ilaçları ile Alkolizm ve anksiyeteyi (kaygı) tedavi etmek amacıyla kullanılan ilaçlar gibi bazı psikiyatrik ilaçlar bile depresyonun ortaya çıkmasına katkıda bulunabilir.

Pek çok ruh sağlığı durumu veya gelişimsel bozukluklar de depresyonla ilişkilendirilir. Anksiyetesi, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), madde kullanımı ve gelişimsel bozuklukları olan kişiler depresyona girmeye daha yatkın olabilirler.

Şizofreninin farklı türleri de beynin belirli alanlarındaki (çok fazla) dopamin ve (kötü bir şekilde düzenlenen) serotonin dengesizliği ile ilişkilidir. Son olarak, depresif bozuklukların değişen beyin serotonin ve norepinefrin sistemleriyle ilişkili olduğu görülmektedir. Adı geçen nörokimyasalların her ikisi de depresyondaki kişilerde daha düşük olabilir. Lütfen şunu aklınızdan çıkarmayın; depresyon, söz konusu nörokimyasalların anormal oluşundan “kaynaklanmaktan” ziyade, bunlarla “ilişkilidir”, çünkü beyindeki nörokimyasal seviyelerinin düşük olmasının mı depresyona neden olduğu, yoksa depresyonun beyindeki nörokimyasalların düşük seviyede olmasına mı yol açtığı tam olarak bilinmemektedir.

Bildiğimiz şey şu; norepinefrin veya serotonin seviyelerini değiştiren bazı ilaçlar depresyon semptomlarını hafifletebilmektedir. Bu iki nörokimyasal sistemin ikisine de etki eden bazı ilaçların daha iyi veya daha hızlı bir performans gösterdiği görülmektedir. Depresyonun tedavisinde kullanılan diğer ilaçlar temel olarak diğer nörokimyasal sistemlere etki ederler. Depresyonun en güçlü tedavi yöntemi olan Elektrokonvülsif Tedavi (EKT) ise kesinlikle belirli bir nörotransmiter sistemine özgü değildir. EKT daha ziyade, bir nöbet yaratarak, muhtemelen nörokimyasalların hepsinin çok büyük miktarlarda salınmasını tetikleyen genel bir beyin aktivitesi oluşturmaktadır.

Kadınlar erkeklere göre iki kat daha fazla depresyona girme ihtimaline sahiptirler. Ancak, bilim adamları bu farkın nedenini bilmemektedir. Psikolojik faktörler de bir kişinin depresyona olan yatkınlığına katkıda bulunur. Dolayısıyla, bebeklik döneminde sürekli mahrumiyet, fiziksel ya da cinsel istismar, belirli kişilik özelliklerinin bir araya gelmesi ve yetersiz baş etme yöntemlerinin (uyumsuz baş etme mekanizmaları) hepsi, kalıtsal yatkınlık olsun ya da olmasın, depresif bozuklukların sıklığını ve şiddetini arttırabilir.

Maternal-fetal (anne-bebek) stresin depresyon üzerindeki etkisi günümüzde heyecan verici bir araştırma alanıdır. Gebelik döneminde annenin stres altında olmasının, özellikle genetik yatkınlık da varsa, çocuğun erişkin yaşamında depresyona açık olma ihtimalini yükseltebileceği görülmüştür. Annenin dolaşımında olan stres hormonlarının gebelik sırasında fetüsün beyin gelişimini etkileyebileceği düşünülmektedir. Fetal beyin gelişimindeki bu değişiklik, çocuğun erişkin yaşamında depresyon riskine yatkın olmasına neden olacak şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunun ne şekilde gerçekleştiğini açıklamak içinse hala daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Bu durum yine, buradaki örnekte annenin stresinin bebek üzerindeki etkisinde olduğu gibi, genetik yatkınlık ile çevresel stres arasındaki karmaşık etkileşime işaret etmektedir.

Yorumlar (0)
banner358
banner339
banner353
24°
parçalı bulutlu
banner348
Günün Anketi Tümü
Sizce Yeni Sitemiz Nasıl Olmuş?
banner443
banner355
banner359
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 30 63
2. Trabzonspor 30 61
3. Sivasspor 30 54
4. Galatasaray 30 52
5. Beşiktaş 29 50
6. Fenerbahçe 30 49
7. Alanyaspor 30 48
8. Göztepe 30 38
9. Gaziantep FK 30 38
10. Antalyaspor 30 37
11. Kasımpaşa 30 36
12. Gençlerbirliği 30 32
13. Denizlispor 30 32
14. Konyaspor 30 30
15. Malatyaspor 30 29
16. Çaykur Rizespor 30 29
17. Kayserispor 29 28
18. Ankaragücü 30 25
Takımlar O P
1. Hatayspor 32 60
2. Erzurum BB 32 56
3. Adana Demirspor 32 55
4. Bursaspor 32 55
5. Altay 32 51
6. Akhisar Bld.Spor 31 51
7. Fatih Karagümrük 31 50
8. Ümraniye 32 44
9. Keçiörengücü 32 44
10. Giresunspor 32 44
11. Menemen Belediyespor 32 42
12. Balıkesirspor 31 35
13. İstanbulspor 31 34
14. Altınordu 32 33
15. Boluspor 31 30
16. Osmanlıspor 32 27
17. Adanaspor 32 21
18. Eskişehirspor 31 12
Takımlar O P
1. Liverpool 33 89
2. Man City 33 66
3. Leicester City 33 58
4. Chelsea 33 57
5. M. United 33 55
6. Wolverhampton 33 52
7. Arsenal 33 49
8. Sheffield United 33 48
9. Burnley 33 46
10. Tottenham 32 45
11. Everton 32 44
12. Newcastle 33 43
13. Southampton 33 43
14. Crystal Palace 33 42
15. Brighton 33 36
16. West Ham 33 31
17. Watford 33 28
18. Aston Villa 33 27
19. Bournemouth 33 27
20. Norwich City 33 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 34 77
2. Barcelona 34 73
3. Atletico Madrid 34 62
4. Sevilla 33 57
5. Villarreal 34 54
6. Getafe 34 53
7. Real Sociedad 33 50
8. Athletic Bilbao 34 48
9. Valencia 34 47
10. Granada 34 47
11. Osasuna 34 45
12. Levante 33 42
13. Real Valladolid 34 39
14. Real Betis 34 38
15. Deportivo Alaves 34 35
16. Eibar 33 35
17. Celta de Vigo 34 35
18. Mallorca 34 29
19. Leganés 34 28
20. Espanyol 34 24
banner360
Günün Karikatürü Tümü
banner419

Gelişmelerden Haberdar Olun

@