Sigortacılığın Tarihi ve Sigorta Sahteciliği

Öncelikle, huzurunuza çıkmam hususunda sabırla bekleyen ve bu yazıyı yazmamda teşvik eden başta Syn. Erhan Navruz beyfendiye, kendileriyle tanışmamamıza vesile olan yakın dostum Aydın Kaya beyfendiye ve büromuzun değerli avukatları Av.Hasan Serhat Yiğit ve Av.Tuğba Nur Sevimoğlu’na,stajyer avukatları Stj. Av. Arif Bostancı, Stj Av. Gül Kaya, Stj. Av. İbrahim İşleyen meslektaşlarıma çalışmamıza verdikleri azami destek sebebiyle teşekkür ederim.

Erhan beyi ziyaretimiz sırasında kendileri, herhangi bir konuda yazı yazabileceğimizi söylediklerinde aklıma ilk gelen konu sigorta sahteciliği olmuştu, bu sebeple belirsiz aralıklarla yazacağımız yazılarımızda başkaca konulara değinecek olmamız sebebiyle günümüz sigorta sektörünün en bariz sorunlarından birisi olduğunu düşündüğüm sigorta sahteciliği konusunda tarihsel süreçleri de dikkate alarak makalemizi hazırladık.

Günümüzde artan sigorta dolandırıcılığı ile ilgili şikayetler gündemimizi meşgul etmektedir. Toplum üzerindeki mali etkileri düşünüldüğünde sigorta hukukundaki bu durum son derece önem arz etmektedir. Literatürde de konuyla ilgili çalışmaların azlığı bizi bu çalışmayı yapmaya götüren etkendir.

Bu bakımdan biz çalışmamızda ilk olarak sigorta kavramı ile başlayıp günümüzden 4000 yıl önce Babillerde başlayıp 17. yüzyılda Londra’da Lloyd’un kahvesinde sigorta şirketlerinin temellerinin atılmasıyla önemli bir ilerleme kaydeden ve günümüze kadar devam eden sigortacılığın tarihi ve Türkiye’deki gelişim süreci üzerinde durulacaktır. Daha sonra ayrıntılı olarak sigorta dolandırıcılığı etraflıca incelenip Dünyada Türkiye’de sigorta dolandırıcılığının hukuki boyutu ayrı ayrı ele alınacaktır

Roma şairi Martial'ın bir epigramı, MS. 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nda sigorta sahtekârlığı olgusunun zaten bilindiğini açıkça ortaya koyuyor:

"Tongilianus, you paid two hundred for your house;
An accident too common in this city destroyed it.
You collected ten times more. Doesn't it seem, I pray,
Thatyou set fire toyourownhouse, Tongilianus?"
Book III, No. 52


Özetle sigortadan para almak uğruna kendi evini ateşe veren insanları, Tongilianus üzerinden eleştiren Şair Martial sigorta dolandırıcılığının tarihsel süreci bakımından önemli bir anekdotu bizlere ulaştırmıştır.

Aşağıda, “SİGORTACILIĞIN TARİHİ VE SİGORTA SAHTECİLİĞİ” konulu makalemize ulaşabileceksiniz. İlk defa bir basın yayın organında yazı yazıyor olmam sebebiyle sürçü lisan ettiysek affola… İyi okumalar.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

SİGORTACILIĞIN TARİHİ VE SİGORTA SAHTECİLİĞİ

Özet: Günümüzde artan sigorta dolandırıcılığı ile ilgili şikayetlergündemimizi meşgul etmektedir. Toplum üzerindeki mali etkileri düşünüldüğünde sigorta hukukundaki bu durum son derece önem arz etmektedir. Literatürde de konuyla ilgili çalışmaların azlığı bizi bu çalışmayı yapmaya götüren etkendir. Bu bakımdan biz çalışmamızda ilk olarak sigorta kavramı ile başlayıp günümüzden 4000 yıl önce Babillerde başlayıp 17. yüzyılda Londra’da Lloyd’un kahvesinde sigorta şirketlerinin temellerinin atılmasıyla önemli bir ilerleme kaydeden ve günümüze kadar devam eden sigortacılığın tarihi ve Türkiye’deki gelişim süreci üzerinde durulacaktır. Daha sonra ayrıntılı olarak sigorta dolandırıcılığı etraflıca incelenip Dünyada Türkiye’de sigorta dolandırıcılığının hukuki boyutu ayrı ayrı ele alınacaktır.

GİRİŞ

5237 SAYILI Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-k maddesinde sigorta bedelini almak amacıyla nitelikli dolandırıcılık suçundan bahsedilmektedir. Çalışmamızda ilk önce sigorta kavramı ve sigortacılığın kökeni üzerinde durulacaktır. Sonraki kısmında ise sigorta dolandırıcılığı olarak ele alınan sigorta sahteciliğinden bahsedilecektir. Çalışmamızda sigorta dolandırıcılığı olarak ele alınan bu suç malvarlığı ve kişi idaresi ile beraber ekonomik düzenin yani sigorta sektörünün korunmasını amaçlayan bir düzenleme olup 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 158/1-k maddesinde yer almıştır.

Çeşitli sigorta dolandırıcılığı olguları hem sigorta şirketine hem de dürüst vatandaşlara zarar vermektedir. Sigorta suistimalleri ile ortaya çıkan maddi kayıplar dürüst vatandaşlara yansıtılması ile primler her geçen yıl yükselmektedir.

Söz konusu suçu düzenleyen TCK’nin ilgili hükmün gerekçesinde hem de TCK şerhlerinde yapılan açıklamaların yetersizliği dikkat çekmekte olup bu çalışmanın katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.

A. SİGORTA VE SİGORTA SÖZLEŞMESİ

Sigorta, kişilerin bazı şartlar altında karşılaşacakları zarara ve gelir kaybına yol açan olayların ekonomik sonuçlarından kendilerini korumak için belli bir prim karşılığında risklerini devrettiği anlaşmadır.Yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu’nda sigorta tanımı yapılmamıştır. Ancak TTK’nin 1401. maddesinde, sigorta sözleşmesine yer verilmiştir. Buna göre sigorta sözleşmesi; “Sigortacının bir prim karşılığında kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun meydana gelmesi halinde bunu tazmin etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşme ” dir.

B. SİGORTACILIĞIN TARİH

Dünyada sigortacılığın kökenine günümüzden yaklaşık 4000 yıl önce Babiller’de rastlanmaktadır. Çağın ticaret merkezi konumundaki Babil’de kervan ticareti yapan tüccarların kervanlarının soyulması gibi tehlikelere karşı sermayedarlar tüccarların borcunu silmekte, buna karşılık borcu tüccarlardan geri aldıklarında taşıdıkları riske karşılık ana borç miktarı üzerinde bir miktar nakit para almaktaydılar. Bu hadise daha sonra Kral Hammurabi tarafından yasalaştırıldı. Hammurabi Kanunlarının en büyük özelliği haydutların saldırısına uğrayan kervanın masraflarının diğer kervanlar arasında paylaşılmasını öngörmesiydi. Bu da kara taşımacılığının ilk örneğidir.

M.Ö 600 yıllarında Hindular sigorta özelliği taşıyan kredi anlaşmaları yapmaya başladılar. Bu anlaşmalar sigortacılıkta ilk adımlar olması bakımından önem taşımaktadır. Bu kredi anlaşmaları gelişerek Ortaçağ’da deniz ödüncü ve nakliyat sigortasının temelini oluşturdu.

Daha sonraki zamanlarda sigortacılığa benzer faaliyetler denizciliğin geliştiği yerlerde görülmüştür. Geminin limana ulaşamaması riskine ilişkin prim alma faaliyeti sigortacılık fikrinin doğmasına yol açmıştır.

Bugünkü anlamda sigortadan bahsedebilmek için ekonomik koşulların değiştiği 14. yüzyılı beklemek gerekti. Deniz ticaretinde gelişmiş İtalya’da ilk sigorta poliçesi kabul edilen 23 Ekim 1347’de Cenova LimanındanMayorka’ya ‘’SantaClara’’ adlı geminin yükünü garantiye almak için sözleşme düzenlendi. Deniz sigortası kavramı da ilk kez burada ortaya çıktı. İlk sigorta şirketi de 1424 yılında Cenova’da kuruldu ve sigortaya dair ilk kanuni mevzuat ise Barselona Fermanı’ydı.

Gemi ve yükünün sigorta edilmesi, gemideki insanlarında sigorta edilebilmesi fikrini ortaya çıkarmış ve hayat sigortası fikri doğmuştur.

Daha sonra 17. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen iki büyük yangın sonucunda sigortacılık faaliyeti hız kazanmıştır. Bunlardan biri 1835 New York yangını, diğeri ise 1871 Chicago yangınıdır. Böyle felaketlerin sonucunda tedbir alınması fikri ortaya atılmış ve 1667yılında Fire Office (Yangın Bürosu) kurulmuştur. 1684 yılındada ilk yangın sigorta şirketi ‘’FriendlySociety’’ kurulmuştur.

1688 yılında Londra’da Edward Lloyd adındaki şahsa ait kahvehanede gemi malikleri, iş adamları ve tüccarlar bir araya gelerek sigorta şirketlerinin temellerini oluşturmuşlardır. Bu insanlar Edward Lloyd’un ölümünden sonra, kendi aralarında Lloyd adında bir topluluk kurmuşlardır. Lloyd’s İngiliz Parlamento’sunun çıkardığı kanunla birlik olmuştur. Lloyd bir sigorta şirketi olmayıp sigorta teminatı veren kişilerin oluşturduğu bir topluluktur. Lloyd kendine özgü yapısı olan, üyelerinin tüm varlıkları ile sorumlu olduğu ve hiçbir zaman sigortalı ile direk temas etmemeleri, ilişkinin ‘’broker’’ denilen aracı şahıs veya firmalarla temin edilmesidir.

Daha sonra ikinci dünya savaşı sırasında yaşlı, hasta, savaş malullerinin sigortalanması önem kazanmıştır.

20. yüzyılın başlarında sigorta şirketleri her türlü sigorta ihtiyacına cevap verebilecek şekilde örgütlerini tamamlamış kuruluşlar olarak etkin hizmet verebilecek düzeye ulaşmışlardır.

C. TÜRKİYE’DE SİGORTACILIK

Türkiye’ de 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar sigortacılık faaliyetinden söz etmek pek mümkün değildi. Sigortacılığın Türkiye’de gelişimi, toplumsal-ekonomik yapı, siyasal gelişmelerle sıkı bir ilişki içinde olmuştur ve ancak sigortacılık 1839’daki Tazminat Fermanından sonra gelişmeye başlamıştır.  Bazı köylerde esnaf kuruluşlarının ölüm, hastalık için yardımlaşma amacıyla sendikalar kurduğu bilinse de bunlar sigorta faaliyeti kapsamında değildi.

1870’de Beyoğlu’nda meydana gelen Büyük Pera Yangınında çok sayıda ev, işyeri, cami, kilisenin yanması sigortanın gelişme sürecini hızlandırdı.1872 yılında Sun, Northernve North British adlı İngiliz sigorta şirketleri İstanbul’da faaliyete geçtiler. Daha sonra 1878 yılında ilk Fransız şirketi olan La Fonciere faaliyetlerine başladı. O tarihlerde sigorta faaliyetiyle ilgili bir kanun hatta bu konuyla ilgili bir hüküm bile olmaması sebebi ile denetimsiz bir biçimde çalışıyorlar, diledikleri gibi hareket ediyorlar, merkezlerinden aldıkları talimatla işlem yapıyorlardı. Poliçeler İngilizce ve Fransızca düzenleniyor, anlaşmazlık durumunda dava merci olarak Londra mahkemelerini veya ilgili şirket merkezinin bulunduğu yerel mahkemeleri gösteriyorlardı. İstedikleri zaman sigorta poliçelerini iptal ediyorlardı.

İlk başlarda sigorta kavramını aşılamak, bu düşünceyi yaymak ve daha fazla çevreye ulaşmak amacıyla hasar ödemede dürüst davrandılar. Ancak kapitülasyonların kendilerine sağladığı olanaklara ve istedikleri gibi çalışabilmeleri sigorta şirketlerine Türkiye’de denetimsiz kolay bir şekilde para kazanabileceği düşüncesi uyandırdı. Ancak kısa zamanda sigorta şirketinin sayısının artması sigorta ahlakının bozulmasına,haksız rekabet ve ekspertizsuistimallerine sebep oldu.

1893 yılında ilk yerli sigorta şirketi Osmanlı Umum Sigorta Şirketi faaliyete başladı. Daha sonraki yıllarda sigorta piyasasının düzene girmesi için sigorta şirketleri bir araya gelerek ortak bir yangın tarifesi yayınladılar. Bu Türkiye’deki ilk tarifeydi.

Tarifeyle birlikte Yangın Sigorta Şirketleri’nin Sendikası adında bir örgüt oluşturuldu. Sendikanın olumlu çalışmalarına rağmen çalışan şirketlerin tamamı sendikaya girmediler ve kararlara uymadılar. Bunun üzerine yabancı şirketler kontrol altına alınmaya çalışıldı. 1914 yılındaki kanunla yabancı şirketler teminat gösterme ve vergi verme zorunluluğu getirildi. Sendikanın adı ise ‘’Türkiye’de Çalışan Sigorta Şirketleri ‘’ olarak değiştirildi. Bu gelişmeler üzerine yabancı sigorta şirketleri Türkler ile ortaklık kurma yoluna gittiler.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte sigorta alanında önemli gelişmeler yaşandı.1924 yılında Türkçe’ yi kullanma zorunluluğu getiren yasa ile poliçelerin İngilizce ve Fransızca düzenlenmesine son verildi ve Sigortacılar Kulübü kuruldu.

1927 yılında Sigortacılığın ve Sigorta Şirketlerinin Teftiş ve Murakabesi Hakkındaki Kanun yürürlüğe girdi. Yerli ve yabancı sigorta şirketlerinin denetlenmesi, döviz çıkışının önlenmesi amacının taşıyan bu kanunla birlikte sigortacılık gelişmeye, yerli sermaye ile kurulan şirketlerin sayısı artmaya başladı. 1929’da Milli Reasürans T.A.Ş. kurulması ile Türkiye sigortacılığında yeni bir dönem başladı. Haksız rekabet ortadan kalktı, tazminat işlemlerindeki düzensizlik ve yolsuzluklar denetim altına alındı.

Bu gelişmelerin paralelinde 1939 yılında sigorta şirketleri Ticaret Bakanlığı’na bağlandı. Sigorta sektörünü ciddi bir biçimde ele alan 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu ise 1959 yılında yürürlüğe girdi. 1987 yılında yürürlüğe giren 3379 sayılı yasa ile 7397 sayılı yasada, yasal alandaki boşlukları doldurmak, sigorta şirketlerini mali yönden geliştirmek ve sigorta aracılarının durumunu yeniden düzenlemek amacıyla önemli ve köklü değişikler yapıldı. Bu kanun, sigorta ile ilgili organlar ve faaliyetlerini düzenleyen yönetmelikler çıkarılmasını öngörüyordu.

Zaman içerisinde yeni kurulan sigorta şirketlerinin sayısı artarken, sigorta taleplerinin aynı ölçüde artmaması, ayrıca prim tahsilatında yaşanan sorunlar dolayısıyla, 1993 yılından itibaren çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile 7397 sayılı Kanunda birtakım düzenlemelere gidilmesi ihtiyacı duyuldu. 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren sigorta primlerinin tahsili sorununa çözüm getirilmesi amacıyla, primlerin acente cari hesapları üzerinden takibi sistemi yürürlükten aldırılarak, poliçe bazında takip sistemi uygulamaya konuldu.

1999 depremlerini takiben 2000 yılında meskenler için zorunlu hale getirilmiş bulunan deprem sigortalarını yürütmek üzere tesis edilen "Doğal Afet Sigortaları Kurumu" (kısaca DASK) Pool'u tesis edilerek yönetimi beş yıllık bir süre ile bu konuda deneyimli Millî Reasürans TAŞ ’ye verildi. Diğer taraftan Türkiye'de 23.07.1927 tarih ve 1160 sayılı Yasa ile şekillendirilmiş zorunlu reasürans devri 31.12.2001'de sona erdi.

28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen “Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile kurulan bireysel emeklilik sistemi 27 Ekim 2003 yılında faaliyete geçti.14 Haziran 2005 tarihinde 5363 sayılı "Tarım Sigortaları Kanunu" çıkarılmış ve bu kanun kapsamında Sigorta Havuzu (TARSİM) kurulmuştur. Bu Havuza ilişkin tüm iş ve işlemler, bu havuza katılan sigorta şirketlerinin eşit hisselerle ortak oldukları Tarım Sigortaları Havuz İşletmesi AŞ tarafından yürütülmektedir.Trafik Sigortası Bilgi Merkezi (TRAMER) 16.12.2003 tarih ve 25318 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Trafik Sigortası Bilgi Merkezi Yönetmeliği ile kurulmuştur. Trafik sigortası üretimi gerçekleştiren bütün sigorta şirketlerinin 01.01.2003 tarihinden itibaren tüm poliçe bilgileri ve bunların hasar ve ödeme kayıtları TRAMER sistemine transfer edilmiş olup, yeni üretilen poliçeler ve hasar kayıtları günlük olarak transfer edilmektedir.  5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 14 Haziran 2007 tarihinde Resmi Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu gelişmenin ardından 2008 yılında Sigortacılık Kanununun getirdiği yeni tanım ve uygulamalarla ilgili ikincil mevzuat düzenlemeleri üzerindeki çalışmalar tamamlanmıştır.Sigorta Bilgi Merkezi 9 Ağustos 2008 tarihinde 26962 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan yönetmelikle faaliyetine başlamıştır. SBM nezdinde kurulan alt bilgi merkezleri, TrafikSigortaları Bilgi Merkezi (TRAMER), Sağlık Sigortası Bilgi Merkezi (SAGMER), Hayat Sigortası Bilgi Merkezi (HAYMER) ve Sigorta Hasar Takip Merkezi (HATMER) kurulmuşlardır.

D. DOLANDIRICILIK SUÇU

               Dolandırıcılık suçu eski dönemlerde daha çok, hırsızlık suçunun bir türü olarak düşünülmüştür. Suç daha sonra bağımsızlık kazanmıştır. Kanun koyucular ilk önce hırsızlık suçunu cezalandırmış, daha sonraları dolandırıcılık suçunu cezalandırmıştır.

Dolandırıcılık suçu malvarlığına karşı işlenen suçlar arasında yer alır. Suçun özü, failin hile yaparak başka bir şahsın pozitif veya negatif bir davranışta bulunmasına neden olmasıdır. Ancak bu hakaret, hareketi yapanın malvarlığında azalmaya, failin veya başkasının malvarlığında artmaya sebep olmalıdır. Ancak bu husus hile ile gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Çünkü dolandırıcılık suçunun karakteristik unsuru hiledir.

               765 sayılı mülga TCK’de ‘’MAL ALEYHİNDE CÜRÜMLER’’ başlığı altında düzenlenen dolandırıcılık suçu 503. Maddesinin birinci fıkrasına göre; ’’Bir kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlayan kişiye bir yıldan üç yıla kadar hapis ve sağladığı haksız menfaatin bir misli kadar ağır para cezası verilir.’’ denilmektedir. 5237 sayılı TCK da ‘’MALVARLIĞINA KARŞI SUÇLAR’’ başlığı altında hukuk sistemimizde yer almaktadır. TCK madde 157. Maddesinde; ‘’Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.’’  Denilmektedir. Görüldüğü üzere dolandırıcılık suçunu düzenlerken kanun koyucu diğer malvarlığına karşı suçlardan farklı olarak aradığı bir temel unsur vardır. O da; ‘’hile’’ li davranışlarla fiilin işlenmesidir.

               5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinde dolandırıcılık suçunun; dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, sigorta bedelini almak maksadıyla, l) (Ek: 24.11.2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle işlenmesi halinde suçun nitelikli hallerinin oluşacağını belirterek, 157. maddede öngörülen hapis ve adli para cezasının da artırılması öngörülmüştür.

               Dolandırıcılık suçunun 157. Maddesi gerekçesinde; ‘’Söz konusu suç tanımı ile kişilerin sahip bulunduğu malvarlığı hakkının korunması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu suçun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişiler aldatılmaktadır. Aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven ihlâl edilmektedir. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.

Çok hareketli suç görüntüsü taşıyan dolandırıcılık suçunun oluşumu açısından birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu hareketlerden birincisini hile oluşturmaktadır.

Hile, icraî bir davranışla gerçekleştirilebileceği gibi; karşı tarafın içine düştüğü hatadan, bir onuda yanlış bilgi sahibi olmasından yararlanarak da, yani ihmalî davranışla da, gerçekleştirilebilir. Ancak, bu durumda kişinin, hataya düşen karşı tarafı bilgilendirmek konusunda yükümlülüğünün olması gerekir. Hataya düşen kişi ile hukukî ilişkide bulunulan durumlarda, böyle bir yükümlülük vardır. Ayrıca, muhatabın belli bir husustaki hatası karşısında kişinin ihmalî davranışının, örneğin susmasının, bir beyan, açıklama değerini taşıması gerekir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, gerçekleştirilen hilenin etkisiyle, bu hileye maruz kalan kişinin veya bir üçüncü kişinin zararına olarak, fail veya bir başkası bir menfaat elde etmelidir.

Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir. Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilmelidir. Bu itibarla, fail, mağdurun malvarlığındaki eksilmenin, mağdurun gördüğü zararın kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini bilmelidir; hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olmalıdır.

Belirtilen hususlara ilişkin kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir.

Dolandırıcılık suçunun işlenmesi suretiyle elde edilen yararın miktarı çoğu zaman tam olarak belirlenememektedir. Bu gibi durumlar göz önünde bulundurularak, dolandırıcılık suçundan dolayı hapis cezasının yanı sıra ayrıca adlî para cezası öngörülmüştür.

E. SİGORTA DOLANDIRICILIĞI

               Dolandırıcılık suçunun nitelikli görünümü olan sigorta dolandırıcılığı 765 sayılı mülga TCK’de; 504. Maddenin 2. fıkrasında  ‘’Sigorta bedelini almak maksadıyla’’, 5237 sayılı TCK’nin 158. Maddesinin 1-k bendinde  ‘’Sigorta bedelini almak maksadıyla’’ diyerek her iki mevzuatın da bu konu üzerinde hemfikir olduğunu göstermektedir.

               5237 sayılı kanunun madde gerekçesinde; ‘’ k bendi, sigorta edenin dolandırılmasına ilişkindir. Failin, sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kişi olması şart değildir. Keza, sigorta edilen riskin türü de önemli değildir.’’ şeklinde bir açıklama getirmiştir.

               Öyleyse sigorta kurumunun suçun mağduru veya suçtan zarar gören olması, bu nitelikli halin gerçekleşmesine yetmektedir.

Bu nitelikli hal, failin ‘’sigorta bedelini almak’’ özel kastıyla hareket etmesini gerekli kılmaktadır. Sigortanın türü farketmediği gibi rizikonun türü de farketmemektedir. Nitelikli hal her türlü sigorta için uygulanabileceği gibi, failin sigorta bedelini kendisinin veya bir başkasının alması için hileli davranışlara başvurmuş olması da nitelikli halin uygulanması bakımından önemsizdir.

               Keza sigorta şirketinin bu işe yetkili olması uygulanması bakımından yeterli olup, sigorta şirketinin kamu veya özel hukuk alanında çalışıyor olmasının da bir önemi yoktur. Bu nitelikli hal her türlü sigorta için uygulanabilir.

Önemle belirtmek gerekir ki, Yargıtay’a göre, sigorta bedelini almak için şirkete başvuruncaya kadar yapılan hareketler, hazırlık hareketi niteliğindedir. Örneğin, alkollü sürücü örneğinde, sürücünün kendi yerine, akrabasının aracı kullandığını bildirirse ya da yerine başka birinin geçirse, emniyet güçleri de durumu anlarsa, başka suçlar oluşabilirse de sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık suçu oluşmayacak; ancak fail sigorta şirketine başvurduktan sonra icra hareketleri aşamasına geçilmiş olacaktır.

F. DÜNYA’DA SİGORTA DOLANDIRICILIĞI

Kötü niyetli insanlar nasıl haksız kazanç elde ederiz diye düşünüp düşünüp durdu ve akıllarına şeytani bir fikir geldi; Sigorta şirketlerini soymak! Sözünü ettiğimiz sigorta şirketlerini soymak yukarıda zikrettiğimiz üzere TCK 157 maddenin ağırlaştırılmış hali olan TCK 158-1-k bendinde ifade bulan sigorta dolandırıcılığı suçuna tekabül etmektedir. Sigorta dolandırıcılığını riziko gerçekleştikten sonra sigortalananı sigorta ettirmek diye tanımlayabiliriz. Bir diğer ifadeyle kötü niyetli kişilerin, haksız kazanç elde etmek amacıyla bilinçli biçimde, poliçe düzenlenmeden önce veya sonra sigorta şirketlerini aldatması olarak tanımlanmaktadır.

Aldatma bir sigortacının gerçeği bilmesi durumunda düzenlemeyeceği bir sigorta poliçesini, yanlış bilgi vermek veya önemli bir hususu gizlemek suretiyle, düzenlenmesini sağlamak şeklinde gerçekleştirilebilir. Bunun dışında poliçe düzenlendikten sonra yapılacak her türlü sahtekârlık da aldatma kabul edilmektedir. Örneğin; kaza yapmış araç, kazadan sonra sigorta ettirilmek suretiyle sigorta dolandırıcılığı suçu işlenmiş olur.

Sigorta dolandırıcılığının nedenleri üzerinde konuşmak gerekirse; CoalitionAgainstInsuranceFraud (Sigorta Sahtekarlığına Karşı Koalisyon) 'a göre genellikle, sigorta sahtekarlığı yapanlar bunu düşük riskli, kazançlı bir girişim olarak görürler. Örneğin, sigorta sahtekârlığına giren uyuşturucu satıcıları, sokak köşelerinden daha güvenli ve daha karlı olduğunu düşünürler. Zira sigorta dolandırıcılığında verilen cezalar diğer suçlara oranla caydırıcı olmaktan uzak olduğu gibi takdiri indirim sebeplerinin yoğun olarak uygulandığı suç tiplerinden bir tanesidir.


Roma şairi Martial'ın bir epigramı, MS. 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu'nda sigorta sahtekârlığı olgusunun zaten bilindiğini açıkça ortaya koyuyor:

"Tongilianus, youpaidtwohundredforyourhouse;
An accidenttoocommon in thiscitydestroyed it.
Youcollected ten timesmore. Doesn't it seem, I pray,
Thatyou set fire toyourownhouse, Tongilianus?"
Book III, No. 52


Özetle sigortadan para almak uğruna kendi evini ateşe veren insanları, Tongilianus üzerinden eleştiren Şair Martial sigorta dolandırıcılığının tarihsel süreci bakımından önemli bir anekdotu bizlere ulaştırmıştır.

Sigorta Sahtekarlığına Karşı Koalisyon (CAIF) 'a göre 2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşık 80 Milyar Dolar sigorta sahtekarları sebebiyle kaybolmuştur.

Dünyada yumuşak sigorta dolandırıcılığı olarak bilinen temeli olmayan iddiaları kuvvetlendirerek daha

fazla sigorta tazminatı almayı amaçlayanlar sert sigorta dolandırıcılığı olarak bilinen kasten yapılan dolandırıcılığa oranla daha yaygındır.

  Sigorta sahtekarlığı ABD'nin tüm eyaletlerinde özellikle düzenlenen bir suç olarak sınıflandırılırsa da Oregon gibi bazı azınlıktaki eyaletlerde sadece belirli türlerle sınırlı olmak suretiyle sınırlandırılmıştır.
 

G. TÜRKİYE'DE SİGORTA DOLANDIRICILIĞI

Son zamanlarda dolandırıcılık olaylarının hem sayısı hem de çeşitleri iyice artarken maalesef bu kötüye gidişten sigorta sektörü de payını aldı. Bu olaylardan en çok da sigorta aracıları mağduriyet yaşıyor.

Tüketici Sorunları Derneği Sigorta Komisyon Başkanı ve Çağatay Sigorta ve Reasürans Brokerliği Genel Müdürü Taner Çağatay, kişilerin trafik sigortası için imzalı olarak doldurduğu matbu kredi formunun sigorta şirketlerine iletildiğini ancak bazı şirketlerin ödeme yapılırken formdaki bilgileri sorgulamadan poliçe hazırladığını söyledi. Çağatay bu bilgilerin doğruluğunun ancak banka ve sigorta şirketi tarafından yapılabildiğinin altını çiziyor ve kartından otomatik para çekilen kredi kartı sahiplerinin sigorta şirketini arayarak prim iadesi alabileceğini belirtiyor. Çağatay açıklamasının devamında "Poliçe zorunlu sigorta olduğundan iptal de edilemiyor ve sorumluluk aracıya yükleniyor. Sigorta aracıları bu olaylardan zarar görürken mağduriyet yaşıyor" dedi.

Taner Çağatay; gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra poliçe düzenlenmesi ile sigortacı ve sigortalıların mağduriyet yaşamaması için de sigorta şirketlerinin sistem altyapılarını düzenleyerek iyileştirmelerinin sahtecilik olaylarını en aza indireceğini ve böylece sigorta sektörü daha profesyonel ve verimli hale geleceği tavsiyesinde bulunuyor.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2014/792 K. 2015/42nolu kararında yer bulan sigorta dolandırıcılığı alanında emsal niteliğinde bir karar olması sebebiyle etraflıca üzerinde durmak gereği hasıl olmuştur. Kararda; "Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
 

1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı

ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır."

Görüldüğü gibi dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.

5237 sayılı TCK’nin 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olması karşısında, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.

Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.

Hile, Türk Dili Kurumu Sözlüğünde; “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” biçiminde tanımlanmıştır.

 TCK’nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (k) bendinin gerekçesinde; "Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kimse olması şart değildir. Keza sigorta edilen riskin türü de önemli değildir" açıklamalarına yer verilmiştir.

“Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubioproreo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil,

Kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”

Sonuç olarak kararda da değinildiği üzere şüpheliye dolandırıcılıktan hüküm kurulabilmesi için suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde kesin olarak ispat edilmiş olması gerekeceğinden Türkiye’de Yargıtay’ın masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesine son derece önem verdiği görülmektedir.

YORUM EKLE